Av. Arb. Utku ARSLAN
·
0 545 685 59 39
·
av.utkuarslan@gmail.com
Bize Ulaşın

T.C YARGITAY 

12.Hukuk Dairesi 

Esas: 2016/ 12256 

Karar: 2016 / 21462 

Karar Tarihi: 13.10.2016

 

 

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

 

Alacaklı tarafından kredi üyelik sözleşmesine dayalı olarak, takip borçlusu … aleyhine, genel haciz yoluyla başlatılan ilamsız takipte, şikayetçi borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; 07.04.2015 tarihinde icra müdürlüğünde yapılan tutanakla icra kefili olmuş ise de, kefaletin şekli yönden geçerlilik unsurlarını taşımadığını ileri sürerek kefalet işleminin iptalini talep ettiği, mahkemece, kefalet işlemine borçlunun eşinin rızasının alınmadığı gerekçesiyle şikayetin kısmen kabulü ile icra emrinin iptaline karar verildiği görülmektedir.

 

İİK’nun 38. maddesi gereğince, icra dairesindeki kefaletler ilamların icrası hakkındaki hükümlere tâbi olmakla, icra kefaletinin geçersizliğine yönelik iddia, yargılamayı gerektirmekte olup, ancak genel mahkemede ileri sürülebileceğinden, dar yetkili icra mahkemesinde, tartışılma ve değerlendirilme olanağı bulunmamaktadır.

 

Ancak, İİK’nun 38. maddesi uyarınca ilam hükmünde olan icra kefalet işleminin, ilamlı icra takibine konu edilebilmesi, bir diğer ifade ile icra kefiline icra emri tebliğ edilebilmesi için, icra kefaletinin yasada öngörülen şekil şartlarına uygun olarak yapılmış olması gerekir. Somut olayda şikayet bu esasa dayanmaktadır.

 

Nitekim, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 584. maddesinde; “Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır” düzenlemesi getirilmiştir.

 

Somut olayda; asıl borçlu hakkındaki takibin kesinleşmesinin ardından şikayetçiye icra emrinin tebliğ edildiği, buna göre 07.04.2015 tarihli kefalet tutanağında görüleceği üzere, icra kefilinin, aynı zamanda eşi olan borçlunun borcuna kefil olduğu anlaşılmaktadır.

 

Her ne kadar TBK’nun 584. maddesinde kefaletin geçerlilik unsurlarından biri olarak eşin rızasının alınması hususu düzenlenmiş ise de, aynı maddenin devam eden fıkralarında bu kuralın istisnalarına da yer verilmiştir. Bu cümleden olmak üzere, maddenin 3. fıkrası gereğince; ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz. Söz konusu madde, işletmeler için düzenlenmiş ise de; kanuni düzenlemenin amacının, işletmenin yetkilileri tarafından işletme için verilecek kefaletlerde, kefalete konu borçtan bu kişilerin de fayda sağlamış olmaları nedeniyle eş rızasının aranmadığı anlaşıldığından, temyiz incelemesine konu olayda da kefalete rıza gösterecek eşin, borçlunun bizatihi kendisi olması nedeniyle ve de kefil olunacak borçlu eşin, kendisine verilecek kefalete rıza göstermeyeceğinin kabulünün de hayatın olağan akışına aykırı olacağı düşüncesiyle, eşin, borçlu eşe kefil olmak istemesi halinde, kefaletin geçerli olması için eş rızasına lüzum olmadığının kabulü gerekir. Kaldı ki, eş rızasının aranmasına yönelik kanuni düzenlemenin temel maksadının, eşlerin birbirlerinin borçlandırıcı tasarruflarından haberdar olma ve borçlandırıcı işlemleri aile bütünlüğü içerisinde birlikte yapma olduğu nazara alındığında, somut olaydaki gibi borçlu eşin diğer eşin kefaletine rıza göstermesi şartının aranmasının fuzuli olacağı tabiidir. 

 

O halde, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, diğer şekil şartlarına uyulması nedeniyle kefalet geçerli olduğundan, şikayetin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin kısmen kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

 

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13/10/2016 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

 

Karşı Oy Yazısı:

 

TBK 584’e göre kefil olmak isteyen kişi kefalet sözleşmesi yapacağı sırada evli ise eşinin rızasını alması gerekir. Bunun için eşlerden birinin mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmaması veya yasal olarak ayrı yaşama hakkının doğmaması gerekir. Eşinin rızasının kefalet sözleşmesinden önce veya en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.

 

Aynı maddenin ikinci fıkrası ile birinci maddesine 6455 sayılı Kanunun 77. maddesi ile 28.08.2013 tarihinde eklenen fıkrada eşin rızasının aranmayacağı hal ve konular ayrı ayrı belirtilmiştir.

 

Eşlerden birinin aldığı kredi için diğer eşin kefil olması halinde kefalet metninin asıl borç senedi ile aynı metin içinde bulunması ve birlikte aynı zamanda imzalanması kaydı ile izne gerek olmadığı kabul edilebilir. Fakat kefalet daha sonra akdedilecek ise (asıl borçlu olan) eşin izninin aranması gerekir. Zira bir kişi kendisi borç altına girmekle birlikte aynı şekilde eşinin de kendi malvarlığı ile sorumluluk altına girmesini istemeyebilir. Bu nedenle 

 

asıl borçlu eşin izni aranmaktadır (…,S; Kefalet Sözleşmesinde Kefilin Sorumluluğu … 2013 s. 126). Kefaletin borçlu eşin yararına olduğu gerekçesi ile eşin iznine tabi olmadığı söylenemez. Kendisi aile bütçesine yük getirmiş olan borçlu kişi, bu kez de eşinin kefil sıfatı ile bir yük daha getirmesine yanaşmayabilir (…, B. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde Kefalet Sözleşmesi, İstanbul 2012 s. 177).

 

Bu nedenlerle kefalete rıza gösterecek eşin borçlunun bizatihi kendisi olması nedeniyle eş rızasının aranmayacağı yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

 

Eş rızası alınmaya kefalet geçerli olmadığından icra emrinin iptali yönündeki mahkeme kararının onanması görüşündeyim.

Benzer Yazılar

Yorum Yaz

WeCreativez WhatsApp Support
Bilgilendirme: Avukatımız tarafından hukuki danışmanlık hizmeti verilmesi durumunda, yapılan görüşmeler Avukatlık Kanununun 164. maddesi gereği danışmanlık ücretine tabidir.
👋 Merhaba, size nasıl yardımcı olabiliriz?